Nomuli tarihi

Nomuli tarihi bir farklı görüşün, farklı tarzın ortaya konuluş tarihidir. Nomuli bir tepki diliydi ve bir tepkiydi Dünyamızdaki yanlış giden şeylere karşı. Bir çok sebebi var bu lisanın doğuşunun. Teker teker irdeleyeceğiz. Yalnız isimler sansürlü olarak verilecek çünkü gizlilik önemlidir. Evvela asıl sebepleri irdeleyelim:

– Çok dilli bir ortamda büyüdüm. Annem gürcüce bilirdi mesela ve akrabaları geldiğinde konuşurdu, Camiden ezan arapça okunurdu ve ibadetleri arapça yapardık, popüler kültür kavramı Türkiye’ye de ulaşmıştı ya sokaklarda ingilizce tabelalar vardı, TV’lerde ingilizce reklamlar vardı, ABD’yi Türkiye’nin komşusu zannettiğimi hatırlarım. Mesela Coca cola’nın “c” ile yazılması dikkatimi çok çekmiştir. İlkokul’a başladığımdaysa kürtçe dilinin varlığını öğrenmiştim hatta bazı arkadaşlarım bu dili biliyorlardı.

– Şahsım olarakta kelimelere yatkınlığım vardı. 5 yaşındayken çok iyi hatırlarım bizim evin önünden beyaz bir minibüs geçiyorduve annemi çağırdım “Anne gel klustu arabası geçiyor!” demiştim. Annem benim “külüstür” dediğimi sanmıştı ama ben ısrar ediyordum anne külüstür değil(külüstür’ü söyleyebiliyordum normal olarak ayrıca) klustu diyorum klustu! diye ısrar ediyordum ama annem benim “külüstür” dediğimi sanmaya ısrarla devam ediyordu. Bir şey demedim ama ben beyaz minibüse “klustu” adını takmıştım bir zamanlar.

– Diğer taraftan 3-4 yaşlarındayken kelimelerin kafiyelerine ilgi gösterirmişim mesela ayı ile dayı kelimelerinin benzerliği hoşuma gidermiş.

İlkokula başladım 1997 eylülünde ve okuma yazmayı okulda en çabuk söken 2. kişi bendim. Okuma yazmayı söktükten sonra kalem elimden düşmedi yazdım, yazdım okudum bir şeyler belki yüzlerce kağıt satın aldırdım babama kendimce şekiller çizdim, hayal gücümü geliştirmeye gayret ettim. Tabi kağıt kalem elimde ya ilk olarak harflerin yerini değiştirerek bir şeyler denedim, 1999 yılında ise ingilizce kelimelere merak sarmıştım rastgele konuşurdum anlamsız anlamsız. Ama görmeliydiniz motor gibi durmadan kelime icat ediyorum. Mesela “example” kelimesini icat ettiğimi bilirim. Hayır tabi İngilizceye koyan ben değilim ama rastgele kelime sallarken bu kelimeyi söyleyip yazdığımı hatırlıyorum ve “example” kelimesine de daha evvel hiç rastlamamıştım.

İlkokul 4.sınıfta okulda ingilizce dersi almaya başlamamızla artık yeni bir dil yapma konusunda tetikleyici ilk sebep ortaya çıkmıştı. 5.sınıfa geldiğimizdeyse sınıf başkanı G.D.’ın iyi derecede ingilizce konuşması tetikleyici bir sebeptir. O yaşta ve o günün teknolojik imkan azlığıyla 11 yaşındaki bir çocuğun akıcı ingilizce konuşması imkansızdır ama beni çok etkilemişti. Neden o yapıyor da ben yapamayacak mışım? dedim yani.

Başka bir sebepse kürtçe bilen arkadaşlarımdı. İyi derecede konuşuyorlardı dillerini ve bu sayede de başka bir tetikleyici sebep oluyordu. Fakat henüz bardağı taşıran son damla bardağa düşmemişti bu sebeple bir ilandan bahsedemezdim. Fakat kuş dili, par dili gibi çocuk dillerini de duymuştum fakat benim amacım bambaşkaydı.

VE KAPTANO İLAN EDİLİYOR

Mart ayının sonlarıydı ve bir hafta ortasıydı. Tam tarihi hatırlamıyorum fakat 20 mart olması çok büyük olasılıktır ve resmi ilan tarihi 20 mart 2002’dir bu sebeple. Neyse işte bir sabah daha uyanmıştım televizyon izliyordum öğlen okula gitmeden evvel. Çizgi film izliyordum daha doğrusu. İşte kahvaltımı yaptım, okul vakti yaklaştı hem okul kıyafetimi giyiyor hem de çizgi filme bakıyordum ve o günkü bölümde kendince iletişim yöntemi geliştirmiş birisi anlatılıyordu. Ve bu çizgi filmin bu bölümü artık bana “tamam” dedirtti diyebilirim. Dil yapımcılığını ilan edecektim. Evden çıktım, okul yakındı 2 dakikalık mesafeydi ya yürürken bir şablon filan düşünemedim tam olarak hatta dile isim bile koymamıştım ilk olarak “Kaptanca” diyecektim bu geçici ismi olacaktı. Daha sonra kalıcı isme geçerdim. İşte okula girmeden evvelki sıraya geçtim bir kaç arkadaşımın selamlama cümlesine kendi lisanımca karşılık verdim sorularına da hakeza öyle. Ve sordular tabi “Mustafa hangi dili konuşuyorsun?” diye. ben de “kaptanca” yanıtını verdim. Ş.Ö. adlı arkadaşım “ya kafadan atıyor” demişti o an ve doğruydu kelimeleri sallamıştım ama bu bir temel atma töreniydi ve gerisi de gelecekti.

Haziran 2002 tarihine kadar kaptano üzerinde bir takım çalışmalar yaptım tabiki de. Mesela Belli başlı kelimeler yaptım. Dahası da vardır ki Otobiyografi kitabımda kaptanca cümlelere yer verdim. otobiyografi kitabımı 2002 yılından beri her gün güncellerim o ayrı meseledir. Ve de sınıfta okunmuştur benim otobiyografi kitabım. Ama fark edemedi kimse yeni bir dilden kelimeler olduğunu. Örneğin:

Bhazem = Bazen
Biheseme = Bizim
Ohrenciellear = Öğrenciler
Ghozel = Güzel
Ohretmean = Öğretmen
Seaneyorlardı = Sanıyorlardı
Yhoz = Yüz
Ehamma = Ama
Zame = herşey
Cak = Bacak

Ayrıca ilk sözlük denemesini yapmaya kalkmıştım ama yarım kalmıştı mayıs 2002 tarihinde.

5.Sınıf günlerinde Anlayacağınız yayılma fırsatı olmadı dilin. Belki çok az kişiye planımdan bahsetmişimdir ki bunun kanıtı 5.Sınıfta sınıfımızdan ayrılıp 8.Sınıfta gelen bir arkadaş vardı ve dil çalışmamın varlığını duyunca yadırgamamıştı. Eğer yadırgamadıysa 5.sınıf günlerinde ufak bile olsa bir propaganda olmuş demektir ama yayılamamıştır. Çünkü aileme söylediğimde bile oralı olmamışlardı he he deyip normal muhabbetlerine devam etmişlerdi.

2002-2003 lisan gelişmeleri (6.sınıf günleri)

5.sınıf bittiğinde kısa bir uyku da başlamıştı kaptano için. Aylarca hatırlamadım bile dil çalışmamı ta ki ocak 2003 tarihine kadar. Ocak 2003 tarihinde bir akrabamıza gittik ve akrabam Ö.Y. makarna ve pilav kelimelerine türkçe ve başka bir dilde olmayan karşılıklar bulduğunda dil yapımcısı olduğumu hatırladım. Evet ben bir dil yapımcısıydım ve tekrar sıfatımı hatırlamıştım. Artık unutacak gibi de değildim. Ocak 2003 tarihinden itibaren nabız yokladım sınıf içerisinde. Hatta Nisan 2003 tarihinde sınıf arkadaşlarımdan Ç.K.’a “kaptano dilini öğren” teklifinde bulunmuştum. Sıcak bakmıştı olabilir diyordu ama nasip olmadı onun öğrenmesi ve 6.sınıfta bir deklarasyon filan da yapılmadı genel anlamda çünkü sınıf içi günlük rutin işler filan derken dile zaman pek ayıramadım ama ingilizce dersine asılmaya devam ediyordum ve geçer notu da alıyordum.

2003-2004 lisan gelişmeleri (7.sınıf günleri)

2003 yılı sonbaharında artık bir hızlanma aşamasına girmişti dil çalışmam. Kelime icatlarım da devam ediyordu. Ön sırada oturan arkadaşım Ö.Ç. benim böyle bir çalışma planım olduğunu da biliyordu. Aralık 2003 tarihinde bir gün Türkçe dersiydi ve teneffüs zili çalmasına 10 dakika kalmıştı aldım defteri elime, açtım defterin en arka sayfasını, yazmaya başladım kaptano dilinden 50 tane kelimeyi 1 sayfa boyunca. arkadaşım Ö.Ç. ne yazıyorsun öyle harıl harıl mustafa? diye sorduğunda gösterdim defteri “Bunu yazıyorum” dedim. ve “izninle gösteriyorum sınıfa mustafa” dedi ve defter sınıfta dolaştı. G.Ç.’nun yorumu ise şuydu: “Mustafa güzel ve komik olmuş” tabi ben teşekkür ettim yoruma ve bunun üzerine Ö.Ç. bana “Mustafa sözlük yap” teklifini verdi. Fakatneyi nasıl yapacağımı bilmiyordum. Şubat 2004 tarihinde bir ziyaret ettiğim mekanda “neyi nasıl yapsam acaba?” diye düşünürken raflardaki kitaplardan birisine gözüm takıldı. Dünya üzerindeki dillerden bahsediyordu. İçindekiler listesine bir de baktım ne göreyim?! “Yapma dil olabilir mi?” başlığı vardı. EVET işte aradığım ve aklımdaki soru işaretlerini giderecek yazının olduğu kitap elimdeydi! Açtım söz konusu sayfayı ve okumaya başladım. Kuş dilinden ve bilumum bu türden çocuk dillerinden bahsediyordu. Ben ise “Bu ne ya? böyle bir planım yok” diyordum. En iyi yapay dili kim yapmış bana lazım olan buydu. Ve “En gelişmiş yapay dil esperanto dilidir” diye bir maddeyi okuyordum ki tam da benim aklımdaki bir dil projesiyle benzer proje işte bu olabilirdi. Fakat kitapta Esperanto dili kolay bir dil olarak tanıtılıyordu ben de “Kolay öyle mi? Zoru da ben yapacağım yani nolacak?” demiştim içimden. Artık kendime güveni gelmişti yapay dil çalışması başlayacaktı.

SÖZLÜK YAPIMI BAŞLIYOR!

4 mart 2004 tarihinde bir gece ev ödevimi yapmış ve elimde kalem kağıt varken aklıma dil projem geldi ve “ne olursa olsun bir yerden başlamak lazım” deyip eski defterlerimen bir tanesini alıp sözlük yazımına başladım. sözlüğün adı “kaptano soselok” olacaktı. 9 mart tarihindeyse sözlüğü bitirecektim. tabi ben sözlük çalışması yaptığım sırada beni akrabam ve arkadaşım olan M.Y. görmüştü o da etkilenmişti birazcık.

TAM İLAN EDİLECEKTİ Kİ… O DA NE?!

9 mart 2004 tarihinde sözlük hazırdı ve ilan edilecekti. İlk 2 ders beden eğitimi dersiydi, 3. ve 4. derslerse ingilizce dersiydi. Ben sınıftaydım millet dışarıda vakit geçirirken ve sınıfta bir kaç kişi vardık. Muhabbet ediyoruz filan tabi ve beden eğitiminin 1.dersi bittiği sırada matematik öğretmeni M.G. kapıda belirdi ve “bugün seminer var arkadaşlar 3.derste tüm 7.sınıflara” dedi. Merak etmiştim sordum hocaya “Ne semineri hocam?” dedim ve hoca da “Cinsel eğitim” dedi. haydaa yani zaten bildiğim konular ki sınıfta bu mevzuları bilmeyen yoktu sonuçta kazık kadar adam olmuştu hepsi. Ama tabi ben de bozuldum bu duruma sonuçta propaganda yapacağım saatte bu cinsel eğitim semineri olacaktı ve seminer bitse bile gün boyu bu konu hakim olacaktı çünkü toplumsal bir tabu konusudur bir açıldı mı 10 dakikaya kapanacak bir mesele değildir hele ki henüz erken ergenlik çağında olan çocuklar için. Yani tüm günümüz bu konuyla geçerdi ve propagandayı kimse umursamazdı. Ben de “Seminere girmiyorum” dedim arkadaşlarıma çünkü bildiğim şeyleri duymaya niyetim yoktu. Ha arkadaşlarım dinledi tabi çünkü eğlenceli konu biraz.

GECİKMELİ DE OLSA İLAN ETTİK!

10 mart 2004 günü ilan ettim nihayet sınıfa ve beğenenler oldu tabiki. Gösterdim çoğu arkadaşıma da.

DESTEK VAR KISKANÇLIK VAR

İlan tarihinden sonra destekleyen tüm arkadaşlarımın desteklerine sevindim, teşekkür ettim ama köstek olmaya çalışanlar yok muydu? Başta annem karşı çıktı, Bazı akrabalarım akıllarınca karşı çıktı, Eski ilkokul öğretmenim E.G.’in tepkisi manidardı:

“Bu ne ya! yarı türkçe yarı ingilizce türü garip garip şeyler bunu bırakacaksın”

Ama cevabım ise daha manidardı:

“Bırakmak mı? sizle konuşmayı bırakırım bu dili bırakmam, bu dil bir emektir, bir sürecin sonucudur ve yayılacaktır”

Dediğimde öğretmen susmuştu. Artık kimliğimi ortaya koymuştum çünkü ve nasıl olup olmadığı önemli değildi.

Kıskanıp dil yapmaya çalışanlar Ç.K. ve M.Y.’dı. Ç.K. hatasından çabuk döndü fakat M.Y.’nin durumu komediydi:

Ben dil yaptım ya kaptanca diye bu da “yılmazca” diye bir dil yapmıştı aklınca ve dil dediği şey de Türkçe kelimeleri tersinden okumaktı. Ve kıskançlıktan yaptığını kabul etmiyordu, benden yardım istiyordu sürekli ve hiç sistem oturtamıyordu. Eylül 2004 tarihindeyse kıskançlıktan dolayı böyle bir şeye giriştiğini itiraf ederek bu meseleyi sonsuza kadar kapattı “Sportmen boys” kelimesini “Spor adam çocuklar” diye çeviren arkadaş.

Kaptanca bir geçici addı nihayetinde ama yok efendim süleymanca yapıyorum, yok efendim yıldızca yapıyorum diyenler de görüldü kim demiş etki etmiyordu diye.

Ben 7.sınıf esnasında arkadaşım Ö.Ç. ile konuşurken demiştim ki:

“Kaptano’nun 1 yıl ömrü kaldı ve ertesi seneden sonra var olmayacak. Malum lisede kim beni tanır ki”

Ve arkadaşım dedi ki:

“Öyle deme mustafa bu dili dünya tanıyacak”

O günler için uzak ihtimaldi çünkü henüz çevremle meşruiyet davası içindeydim bu meselede. Olumsuz tepkilere yılmamıştım ve haziran ayında da sözlüğün 2.baskısını yapmıştım ve bir ihtimaldir ki sözlüğün ikinci baskısının bir kopyası bugün ulaşılabilir vaziyette olabilir çünkü birisine fotokopi çektirip yollamıştım.

2004-2005 dil gelişmeleri (8.sınıf dönemi)

Okulda son yılımdı bu sene ve okul başlamadan evvel yeni bir sözlük yapacaktım, grameri iyileştirecektim, dili zenginleştirecektim. Kağıt kalem alıp kütüphaneye gidip ansiklopedilerden türkçe ekleri araştırdım, uğraştım ettim ve bir sözlük baskısını daha gerçekleştirdim. Bu yıl sınıfta yeni öğrenciler vardı ve projenin mahiyetini anlamamışlardı ve hakaret bile edenler vardı hatta bu yılda. Ama ben göğüs geriyordum tüm tahkirlere ve alaylara karşı ve yeri geldiğinde sert bir biçimde savunduğum da oluyordu çünkü 1 yıl boyunca eleştiriler artmıştı ve bu yıl daha da acımasızlaşmıştı. Sebat ettim ve devam ettim ama hep soruyordum kendi kendime “Neden bana uzaylı muamelesi yapıyorlar” diyordum. Haziran ayına kadar bir yere kadar dayandım dayanmasına da haziran ayında H.D., T.E., M.TL adlı amacı sadece 8 yıllık eğitimi tamamlamaktan başka bir şey olmayan üçlü bir gün tekrar tahkire başladılar yok efendim kafayı yemişsin, yok efendim kaptancaymış, yok efendim yapay dilmiş salaklık seninki gibi laflarla tahkirlerine devam ediyorlardı. Üstelik ben onlara en ufak bir laf söylememiştim ve artık sabrım taşmıştı sonuçta annemden destek göremiyorum, öğrenen yok, tebrik edenin niyetinde bile alaycılık var son 1 yıldır ya “YETTİNİZ BE!” diye bağırdım onlara ve kendi masamı ters çevirdim tek hamlede.

VE HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ YAŞANMAYACAKTIR!

Fakat o gün o saniyeye kadar olayla hiç bir alakası olmayan M.T. olaya dahil oldu ve bana vurmaya başladı. Onla bir sorunum yoktu ve ilk başlarda karşı koydum tabi ama sonradan oradaki H.D., T.E., M.TL de bana vurmaya başladı, kafama, gözüme yumruk atıyorlardı, gözlüğüm düştü yere ve sınıf toplaştı çevremizde. 4 kişinin hamlelerine karşı kuvvetim yetmiyordu ve ekstra hamle için kaçamıyordum çünkü sınıf çevremizi sarmış izlemekle yetiniyordu. Ben “Bunlar bana beyin travması geçirtecek bayılma numarası yapayım bari” deyip kendimi yere atmamla etrafımdakilerin kaçışması bir oldu. M.T. bahçeye kaçtı hatta ve diğerleri de çil yavrusu gibi dağıldı. Ayağa kalktığımda başım feci halde ağrıyordu(1 hafta boyunca belli aralıklarla ağrı devam etti). Eğer numara yapmasaydım Bunlar bana ya felç geçirtecek ya da travma geçirtecekti ki ben yumruk yerine kafayı kullandım iyi de kullanmışım.

Ama ayağa kalkınca sınıfta bir kaç tane öğretmen vardı ve M.T.’de ileriki sıralardan birisinde oturuyordu. 10 dakika boyunca küfrettiğimi hatırlarım ki tek sövmediğim dini inancı kalmıştı onun haricinde ağzıma geleni söyledim çünkü yancılarıyla yaptıkları ortadaydı. O günden sonra M.T. ve diğerleri de benle konuşmadılar. Disiplin kuruluna şikayet ettim bunları ve ne yazık ki ceza almadılar ama en büyük cezayı kendilerine verdiler Lise mezunu bile olamadı hiç biri. Yalnız H.D.’ye okul bitmeden evvel bir kere tokat attığımı hatırlıyorum ki bu da onun hak ettiği paydır. Fakat artık Yapay dil kavramı bundan sonra benim için bir eğlence olmaktan çıkıyordu.

LİSE BOYUNCA KAPTANO (Eylül 2005-Nisan 2010 arası)

Annem bana “oğlum lise boyunca kimseye dilci olduğunu söyleme” diye tembih etti. Bir nebze tuttum bu sözü çünkü tutmak zorundaydım geçmiş hatıralar ortadaydı. Fakat lise döneminde bile seyrek bile olsa devam ettim propagandaya. Lise 1’de Komşum ve okul arkadaşım olan S.K.’ya bahsettim çalışmamdan, okulda ise hafif çıtlattım dil yapımcılığımı ama ayrıntıya hiç mi hiç girmedim.

2006 yılında ise arkadaşım S.K.’nın babasının kaptano projesine küfretmesini hiç unutmadım bu ilk kez büyük bir insanın küfür etmesiydi projeme ki henüz ismini duymuşken sövüyordu adam. İşte yaşta değil baştadır akıl hep derim.

2007 yılında internet bağlattığımda eve “bir gün buradan yayılacak” diye bir video oyunu sitesine kayıt oldum, internet ortamında araştırmalar yaptım, internet ortamının mantığına baktım, insanların tartışmalarını okudum yüzlerce sayfa

Yine 2007 yılında Matematik ve ingilizce öğretmenlerine dil yapımcısı olduğumu söyledim. 1 sayfa kaptano dilinde metin yazıp gösterdim öğretmene.

2009 yılında lise arkadaşım B.A.’ya Dilimi tanıttım ve “Ertesi sene açıklamayı bizzat yapacağım şimdilik sen bir şey deme” diye tembih ettim o da tamam dedi.

Yine 2009 yılında internette “Emperyoro” rumuzunu kullanmaya başladım. Bu sayede internetten birisi bana hitap ederken benim dilimden bir kelimeyi yazmış oluyordu

UYKU DÖNEMİNİN BİTİŞİ VE QOSEL LEYSANE DÖNEMİ

YGS-LYS sınavları dönemiydi ve ben sınava da çalışıyordum dilimi de geliştiriyordum, Kaptano dilinden cümleler paylaştım sürekli profilimde ve mart ayının sonunda Z.G. ve E.A. adlı 2 arkadaşım bana “Mustafa senin kelimeler hangi dilden” diye soruyordu. Cevap verdim bilgilendirdim. Fakat bilgilendirme bununla kalmayacaktı Nisan ayının sonunda daha büyük bir sürpriz geliyordu. Bir gün C.C. adlı bir arkadaşım elinde akıllı telefonuyla oynarken “Mustafa sen ne konuşuyorsun facebook’ta anlamadım” demişti ben de açıkladım ona. O da “Ya mustafa kelimelerini yazacağım söyle” dedi. O sordu ben cevapladım o telefona kaydetti bir kaç dakika boyunca ve diğer arkadaşlarımızın yanına gittik. Onlar soracaktı ben bilecektim ve onlar sordu ben cevapladım böyle böyle devam ediyordu ve bayağı tutmuştu bu dil, sonra öğretmenler duydu, Sınıfta gün içerisinde duymayan hiç kimse kalmadı Hatta ve hata Diğer sınıflara da yayıldı.

ERTESİ GÜN BİR DE BAKTIM NE GÖREYİM?!

Ertesi gün tabi okula gittim girdim sınıfa oturdum yerime ve sınıfta olağan bir uğultu var. Bir ara birisi benim adımı sayıkladı ve arka sıralara baktığımda benden bahsediyorlardı. sol tarafıma baktım yine benden bahsediyorlardı. Ohoo dedim bu iş büyüdü. Ama Lise’nin son yılının son 2 ayında yeteri kadar yayılamadı ve okul bitmişti.

QOSEL LEYSANE DÖNEMİ BAŞLIYOR!

Haziran 2010 tarihinde artık dil tamamen uyanmıştı ve ismini Qosel leysane olarak değiştirmiştim. Anlamı Güzel lisan’dı. Bu sefer yine birileri muhalefete başladı. Ailem artık ikna olmuştu dil yapımcılığının doğal oluduğuna ama bu sefer bazı akrabalarım felsefi olarak çürütmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar çünkü her felsefi saldırı Bu dilin alt yapısını kuvvetlendiriyordu. Bizi öldürmeyen şey güçlendirir misali yani. Ve öyle de oluyordu. İnternet üzerinde sosyal ağlarda sayfaları açtım yaz aylarında ve dildki kelime sayılarını bayağı arttırdım. bazı kişiler beni Facebook’ta arakadaş listesinden çıkarttı kelime paylaşımlarımdan dolayı ama ben yılmadım devam ettim.

İNTERNETTE PROPAGANDA!

Ağustos 2011 tarihinde internet üzerinden propagandaya başladım. İnternette de beğenildi hatta ve devam ettim. İnternet üzerinden gelen eleştirilere de cevap veriyordum ve felsefi altyapı kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. Üniversiteyi açıktan okuyordum ya benim tüm propagandam internet üzerindendi. 2011 yılı kasım ayında bir dergiye çıktım ülke çapında(nomuli facebook sayfasında fotoğrafı mevcuttur) Ve Qosel leysane projesinde kelimeler onbinlerle ifade ediliyordu.

NOMULI AŞAMASI GELİYOR

2012 yılı nisan ayında aslında Nomuli ayrı bir yapay dil olarak tasarlanmıştı fakat sonradan Qosel leysane’deki keliemeleri nomuli diline aktarmayı tercih ettim. Ve Qosel leysane aşaması nomuli aşamasına devroldu ve Yepyeni bir gramer sistemi, Kelime sistemi kuruldu. Yine ilk başlarda eleştiriler oldu ama yine savuşturduk. Nomuli aşaması çok ilgi çekmişti, çok takip edilir olmuştu. Nomuli dilinde jest amaçlı mesaj yazan arkadaşlarım vardı, Özel olarak nomuli’yi takip eden tanımadığım kişiler çıktı geldi sayfayı beğendi mesela. 2013 yılında ise nomuli iyice uluslararasına açıldı. Mart 2013 tarihinde dünyanın en yaygın yapay dili olan esperanto dilinin grubuna “Buradayız” mesajını attım. haziran 2013 tarihindeyse gruplarına kaydoldum. Eylül 2013 tarihinde ise Bir gün nomuli.com’a bir mesaj atıldı azerbaycan’dan ve Azeri arkadaşım Sabuhi ile yabancı yapay dil gruplarına yelken açtık iyice. Bitti mi? bitmedi! 2014 yılında Türkiye esperantistleriyle 2 kere buluştum.

Bugün Nomuli dili üzerinde güneş batmayan yapay dildir ve Dünya’ya yayılışımız bir tık uzaklıktadır. 2004 yılında arkadaşımın dediği oldu “Bir gün senin dilini dünya tanır”

Ve 2. aktif nomuli konuşanının eli kulağındadır diyebilir miyiz? DERİZ!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s